28 Temmuz 2026 Salı
Sosyal medyada paylaşılan bir mesajlaşma ekran görüntüsü, ikili ilişkilerde maddiyat ve imkân beklentisini yeniden tartışmaya açtı. Buluşacağı erkeğin otomobili olmadığını ve metroyla gitmeyi teklif ettiğini öğrenen kadın, yemek planını tek kalemde iptal etti.
İnternette kısa sürede yayılan mesajlaşma görsellerine göre, akşam yemeği planı yapan iki kişi arasında mekân ve ulaşım üzerine bir sohbet başladı. Erkeğin “Orada buluşuruz, direkt metroyla geçeriz zaten trafiğe takılmayız” mesajına şaşıran kadın, “Nasıl yani beni almayacak mısın, ben konum atarım” diyerek yanıt verdi.
Bunun üzerine erkeğin “İstiyorsan gelip alayım ama aracım yok, gelip seni alırım birlikte geçeriz yine” teklifine kadından sert ve kestirip atan bir yanıt geldi: “Araban yoksa neden yemek planlıyorsun ki o zaman, gerek yok yemeğe.”
Karşı tarafın sadece araba sahibi olmadığı için yemeği iptal etmesine sinirlenen erkek tarafı ise “Niye araba olmadan ağzım midem çalışmıyor mu? Araba bul kendine, arabayla git yemeğe o zaman” diyerek tepki gösterdi ve iletişimi sonlandırdı.
Görselin sosyal medyada paylaşılmasının ardından kullanıcılar adeta ikiye bölündü. Bir kesim kadının yaklaşımını son derece “çıkar odaklı ve yüzeysel” bularak sert bir dille eleştirirken, diğer bir kesim ise ilk buluşmada erkeğin kadını evinden alma nezaketini göstermesi gerektiğini savundu.

BURSA Teknik Üniversitesi (BTÜ), uzuv kayıplarına kadar varan ciddi sorunlar doğuran diyabet hastalığı için arı sütü ile tedavi çalışması başlattı. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından da desteklenen projede, arı sütünden elde edilen ve hücrelerin birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan doğal nano yapıları özel bir hidrojel içerisine yerleştirilecek. Jel kıvamındaki örtü yara üzerine uygulandığında kontrollü şekilde iyileştirici maddeler salgılayacak. Bu sayede yaraların daha hızlı iyileşmesinin sağlanması, yeni damar oluşumunun desteklenmesi, enfeksiyon riskinin azaltması ve hücre yenilenmesinin hızlandırılması hedefleniyor.
BTÜ, diyabet hastalarının en önemli sağlık sorunlarından biri olan iyileşmeyen yaralar için yerli bir tedavi ürünü geliştirmeye hazırlanıyor. Diyabet hastalarında sık görülen ayak yaraları, zamanında tedavi edilmediğinde enfeksiyona neden olabiliyor, hatta uzuv kaybına kadar varan ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Bu soruna çözüm geliştirmek amacıyla BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökçe Taner’in yürütücülüğünde önemli bir proje hayata geçirildi.
KALİTELİ ARI SÜTLERİ KULLANILACAK
Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından da desteklenen ‘Diyabetik Ayak Ülseri Tedavisine Yönelik Arı Sütü Kaynaklı Ekstraselüler Vezikül (RJEV)-Yüklü Fotokürlenebilir GelMA Hidrojellerin Geliştirilmesi’ başlıklı projede, Bursa’dan elde edilen kaliteli arı sütleri kullanılacak. Doç. Dr. Gökçe Taner’in yürütücülüğündeki projede araştırmacı olarak; Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi İmmünoloji Bölümü’nden: Prof. Dr. Haluk Barbaros Oral, Doç. Dr. Diğdem Yöğen Ermiş, Dr. Öğretim Üyesi Salih Haldun Bal, Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Sabire Güler yer alıyor. Projede genç bilim insanları Dr. Halime Serinçay doktora sonrası bursiyer ve Moleküler Biyolog Hilal Akar, Hilal Vardar ve İrem Özveri ise yardımcı personel olarak bulunuyor.
ELDE EDİLECEK JEL ÖRTÜ YARALARA UYGULANACAK
Araştırmacılar, arı sütünden elde edilen ve hücrelerin birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan doğal nano yapıları özel bir hidrojel içerisine yerleştirecek. Jel kıvamındaki örtü yara üzerine uygulandığında kontrollü şekilde iyileştirici maddeler salgılayacak. Geliştirilecek yerli yara örtüsünün; yaraların daha hızlı iyileşmesini sağlaması, yeni damar oluşumunu desteklemesi, enfeksiyon riskini azaltması, hücre yenilenmesini hızlandırması hedefleniyor.
‘DÜNYA NÜFUSUNUN YÜZDE 11’İ DİYABET HASTASI’
Türkiye’nin arı ürünleri bakımından zengin bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çeken Proje Yürütücüsü Doç. Dr. Gökçe Taner, bu çalışmanın yalnızca diyabet hastalarının yaşam kalitesini artırmayı değil, aynı zamanda yüksek katma değerli yerli sağlık ürünlerinin geliştirilmesine ve sağlık alanında dışa bağımlılığın azaltılmasına da katkı sunacağını belirtti. Doç. Dr. Taner, “Biz bu projede, diyabetik ayak ülseri tedavisine yönelik arı sütü kaynaklı ekstrasellüler veziküllerin jel ve hidrojeller içerisine entegre edildiği yerli, biyoteknolojik, multifonksiyonel bir yara bakım ürünü geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu, özellikle diyabetik ayak yaraları için planlanıyor. Biliyorsunuz ki diyabet tüm dünyada önde gelen kronik hastalıklardan ve sağlık sorunlarından bir tanesi. Hatta dünyada 589 milyon kişi diyabet hastası ki bu yetişkin nüfusun yüzde 11’ine, her 9 kişiden birine tekabül eden bir sayı. Diyabet giderek artan bir hastalık. Fakat diyabet sadece bilinen şeker hastalığı, şekerin yüksekliği gibi bir hastalık değil, aynı zamanda ciddi komplikasyonlara sebep oluyor. Bu komplikasyonlardan bir tanesi de bu diyabetik ayak ülserleri denilen kronik, iyileşmeyen yaralar. Çünkü şeker hastalarında şekerin sürekli yüksek seyretmesi aynı zamanda damar ve sinir hasarına sebep oluyor. Dolayısıyla bir yara oluştuğunda, enfeksiyonla bir araya geldiğinde bazen uzuv kaybına kadar gidebilen çok ciddi bir sağlık sorununa dönüşüyor” diye konuştu.
‘GELENEKSEL YARA BAKIM ÜRÜNLERİ İYİLEŞMEDE ETKİLİ OLMUYOR’
Proje sayesinde bu sağlık sorununa yönelik olarak doğal bir ürün olan arı sütünün yara iyileştirici etkisini kullanmayı hedeflediklerini dile getiren Doç. Dr. Taner, “Projemizin aslında diğer çalışmalardan farklı olan, özgün yönü ise arı sütünü doğrudan kullanmak yerine arı sütünün içerisinde yer alan veziküllere, ekstrasellüler veziküller denilen yapıları izole edip, kullanmak. Biz arı sütünden bu vezikülleri izole ettikten sonra yine projenin özgün taraflarından bir tanesi GelMA adı verilen hidrojel yapılar içerisine bu vezikülleri entegre etmeyi düşünüyoruz. Dolayısıyla bu jeller hem bu veziküllerin taşıyıcısı olacaklar hem bir yara ortamına uygulandıklarında kontrollü bir salım ortamı yaratacaklar. Diyabetik ülseratif yaralar oldukça derin yaralara dönüşüyorlar. Bu yaralar şekilsiz yaralar oldukları için geleneksel yara bakım ürünleri bu yaraların kapanmasında ve iyileşmesinde etkili olmuyor. Dolayısıyla bir hidrojel, hatta fotokürlenebilir bir yapı oluşturulduğunda bu yaraların içerisine, orada uygulandığı anda jelleşecek bir yara bakım ürününün yerleştirilmesi iyileşme sürecini de kontrollü bir hale dönüştürecek” dedi.
‘YENİ NESİL ALTERNATİF ÜRÜNLER GELİŞTİRMEYİ HEDEFLİYORUZ’
Gazlı bezler gibi geleneksel yara bakım ürünlerinin sadece yaranın üzerini kapattığını, iyileşme sürecine herhangi bir katkıda bulunmadığını dile getiren Taner, “Aslında geliştirmiş olduğumuz ürün herhangi bir şekilde yara bakım ürünü olarak kullanılabilir. Özellikle son yıllarda biyomühendislik bölümünde biz buna yönelik çok fazla çalışma üretiyoruz. Çünkü özellikle geleneksel yara bakım ürünleri dediğimiz gazlı bezler gibi ürünler sadece yaranın üzerini kapatıyorlar, iyileşme sürecine herhangi bir şekilde katkı sunmuyorlar. Oysa hidrojel malzeme teknolojisi dediğimiz yeni nesil biyomalzemelerle birlikte yara ortamında hem nemli bir ortam yaratılıyor hem oradaki hücrelerin çoğalmasını destekleyecek, damarlanmayla birlikte anjiyogenez denilen yeni damar oluşumuyla birlikte oradaki dokunun biyolojik olarak onarımına destek verecek bir damarlanma süreci, kan akışı sürecini de destekleyecek yapılara ihtiyaç duyuluyor. Dolayısıyla biz doğal ürün katkılı biyomalzemelerin geliştirilmesi ile birlikte aslında yara bakım ürünlerinde yeni nesil alternatif biyoteknolojik ürünler geliştirmeyi hedefliyoruz” dedi.
PROJENİN GELİŞTİRİLMESİNDE DENEY HAYVANLARI DA KULLANILACAK
Projede deney hayvanlarının da kullanılacağını söyleyen Taner, “Aynı zamanda projemizde oldukça ileri seviyede moleküler karakterizasyon çalışmaları, deney hayvanları çalışmaları da olacak. Bu sayede aslında biz geliştirdiğimiz, planladığımız ürünün üretimine yönelik olarak aslında çok kademeli, disiplinler arası bir çalışmayı hayata geçirmeyi hedeflemekteyiz” diye konuştu.
‘ÜLKE EKONOMİSİNE ÖNEMLİ KATKI YAPACAĞINI DÜŞÜNÜYORUZ’
Projenin onaydan yeni geçtiğini belirten Doç. Dr. Gökçe Taner, “Şu an projeye başlama aşamasındayız. Fakat baktığımız zaman bu çalışmaların zaten bilimsel literatürde de oldukça güncel çalışmalar olduğunu görüyoruz. Hem vezikülleri elde edecek olmamız hem de bunu bir hidrojel malzemenin fotokürlenebilir özellikte biyo uyumlu, toksik olmayan, özellikle biyolojik aktif süreçleri destekleyecek malzemelere dönüştürülmesi günümüzde translasyonel tıp olarak bildiğimiz temel bilimdeki bütün araştırma bilgilerimizi medikal alana aktaracak bir yaklaşım olarak ortaya çıktı. Dolayısıyla biz proje başarıyla tamamlandığı takdirde gerçekten katma değeri yüksek, tedavilerde süreci kısaltabilecek bir yara bakım ürünü geliştirmeyi hedefliyoruz. Diyabet tüm dünyada her 9 kişiden birinde görülen ve önümüzdeki yıllarda katlanarak artacağı öngörülen hastalıklardan bir tanesi. Dolayısıyla bu kadar yüksek potansiyeli olan bir sağlık sorununun getireceği maddi yükü de düşündüğümüzde, enfeksiyonlarla seyreden, diyabetin komplikasyonlarından biri olan diyabetik kronik yaralarda böyle bir alternatif tedavi ürününün geliştirilmesinin ileride ülkemiz için önemli ekonomik bir katkı sağlayacağını da düşünüyoruz” dedi.
Edirne Valisi Yunus Sezer, trafikte sayıları her geçen gün artan motosikletliler için eğitim kampanyası başlattıklarını belirtti.
Sezer, İl Emniyet Müdürlüğünce Sarayiçi’nde motosiklet sürücülerine yönelik düzenlenen sürüş eğitimi ve motosiklet anahtar teslim töreninde yaptığı konuşmada, kentteki trafik kazalarının yüzde 60’ına motosikletlilerin karıştığını söyledi.
Bunun büyük bir oran olduğunu belirten Sezer, kazaların yüzde 10’unun da tek taraflı motosiklet kazalarından oluştuğunu dile getirdi.
Rakamların önemli ve dikkati çekici olduğunu ifade eden Sezer, “Emniyet Müdürü Muhittin Ayhan konunun sadece denetimle değil eğitimle de ilgili olduğunu belirterek motosiklet sürücülerimize güvenli sürüş tekniklerinin öğretilmesiyle ilgili bir kampanya başlattı ve bunu devam ettiriyorlar.” dedi.
Sezer, tüm sürücülerin güvenli araç kullanarak hem kendi güvenliklerini hem de diğer sürücülerin ve yayaların güvenliğini öncelemesi gerektiğini dile getirdi.
Trafikte güvenli sürüşün önemli olduğunu vurgulayan Sezer, “Motosikletlerin karıştığı yüzde 60’lara varan trafik kazası sayısının daha aşağılara indiği, hem sürücülerin hem yayaların daha dikkatli olduğu bir trafik dönemini inşallah önümüzdeki zamanlarda yaşarız. Bugün teslim edeceğimiz motosikletlerin de hem asayiş hem trafik hizmetlerinde Edirne’mize çok güzel katkıları olacak.” diye konuştu.
İl Emniyet Müdürü Muhittin Ayhan da motosikletlerin her yıl yaklaşık yüzde 25 arttığını belirterek bu konuda tedbir almak için harekete geçtiklerini belirtti.
Edirne’de 2026’nın ilk 6 ayında meydana gelen 648 kazanın 393’üne motosikletlerin karıştığını vurgulayan Ayhan, “Yine bu kazaların 121’i ise motosikletlerin tek başına karıştığı, başka bir aracın karışmadığı trafik kazaları. Bu da denetimin yanında özellikle eğitimin çok önemli olduğu, motosiklet sürücülerinin güvenli sürüş konusunda eğitime ihtiyaçları olduğunu gösteriyor.” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Motosikletli Polis Timleri Amirliğine 6 motosikletin kazandırılmasına destek verenlere plaketleri verilerek anahtar teslim töreni yapıldı.
Ardından Vali Sezer ve beraberindekiler, motosiklet eğitim parkurunu gezerek çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Daha sonra motosiklet sürücülerinin bir kısmına bölgede eğitim verildi, eğitimlerin devam edeceği belirtildi.
(ANKARA) – Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çeşitli nedenlerle yeniden aday olmayabileceğini belirterek, “Erdoğan birisine işaret etmeden AKP’de şu anda sürmekte olan kavga daha sertleşir. Siyasette boşluk olmaz. Türkiye önemli bir ülke. 25 yıl önce AKP’yi iktidara getiren güçler başka bir alternatife yönelebilirler” dedi.
Okuyan, Sözcü TV YouTube kanalında siyasal, toplumsal ve ekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazeteci İpek Özbey’in, Haluk Levent ve “Ahbap” üzerinden yaptığı “kahraman bağımlılığı” eleştirisini hatırlatması üzerine Okuyan, toplumun neden sürekli bir kurtarıcı aradığı yönündeki soruyu, “Örgütsüz toplumlar bireylere daha fazla bel bağlıyorlar; çünkü örgütlü toplum birlikte hareket etmenin ne kadar kuvvet getirdiğini ve sonuç alıcı olduğunu bilir” diye konuştu.
Okuyan, bu durumun mevcut siyasal sistemdeki yansımaları ve toplumdaki karşılığı üzerine ise “Başkanlık sistemi toplumların çıkarına tamamen aykırı bir sistemdir. Meclis diye güzel bir kavram var. Meclis, insanların ortak iradelerini temsil eden, farklı görüşlerin tartışıldığı bir yetkili organ. Orada herkesin eşit olması gerekir. Ancak bizdeki siyasi partilerde de böyle bir algı yok. Lider kültü var” ifadelerini kullandı.
“TANSU ÇİLLER OLMASAYDI AKP İKTİDARA GELMEZDİ”
Gelinen durumda özellikle 12 Eylül’ün ciddi etkileri olduğunu söyleyen Okuyan, “Türkiye’de toplumun hayata bakışında kırılma noktası 12 Eylül 80 darbesidir. Onun öncesinde mesela işçi olmak çok gurur vericiydi. 12 Eylül’den sonra işçi olmaktan utanır hale geldi insanlar. 12 Eylül ile Turgut Özal’ın birlikte ele alınması gerekiyor. Ciddi bir tahribat yarattı o dönem. Dolayısıyla değişim AKP ile başlamadı. Zaten o ara; darbe, Özal, Tansu Çiller olmasaydı AKP iktidara gelemezdi. Toplumsal doku alıştırıldı. Bunu değiştirmek için paranın egemenliğini, saltanatını sorgulamak zorundayız. Çünkü para artık tek itibar kaynağı. Siyasetçiye de bu gözle bakılıyor” diye konuştu.
“TOPLUMUN KENDİ İRADESİNİ ELİNE ALMASI GEREKİYOR”
Okuyan, solun neden seçim başarısı elde edemediği yönündeki soruya verdiği yanıtta Türkiye’deki yoksulluğun nedenleri ve çözüm yollarına işaret ederek gerçek refahın ancak sermaye sınıfının elindeki zenginliğe el konularak sağlanabileceğini ifade etti. Kemal Okuyan, şöyle devam etti:
“Türkiye’nin kaymağını yiyen bir yüzde 1 var ve o yüzde 1’in tamamen aşağı ittiği bir yüzde 60 var ve giderek yoksullaşıyor. Burada çok büyük bir adaletsizlik var. ve şöyle açıklayamazsınız: ‘Onlar daha iyi eğitim almışlar, daha çalışkanlar.’ Böyle bir şey var mı? Oradaki insanlar yoksul olmayı nasıl hak ediyorlar? Bunun bir açıklaması yok. Bu sistem sürdüğü sürece kendisine uygun siyasi iktidarlar ve siyasi partiler arayacaktır. AKP’nin 25 yıllık başarı öyküsü bu sistemin ihtiyaçlarına yanıt vermekle ilgilidir. Bu karıştırılıyor, Erdoğan, tek adam rejimi deniyor. AKP’nin her şeyin üstünde bir güç olarak 25 yıldır iktidarını sürdürdüğü iddiası doğru değil.
Kahramanların dışında bu toplumun kendi iradesini eline alması gerekiyor. Korku var ama korku tek başına açıklamaz. Bizim ülkemizde insanların çok daha cesur olduğu alanlar var. Örneğin bu kadar çok suç oranları artıyor ama bugünkü sisteme meydan okuma, hesap sorma benzer bir oranda artmıyor. Suç oranları artan kesimlerin bir bölümü çok yoksul. Yoksul insanları oraya ittiriyorlar. Mesele sadece korku değil. Daha çok sonuç alıcı olmayacağına dair bir inanç yerleştirildiği ve bunun üzerinden devam edildiğini düşünüyorum.”
“SİSTEMİ TEHDİT EDEN TEK İDOLOJİ KOMÜNİZM”
Okuyan, gazeteci İpek Özbey’in ABD Başkanı Donald Trump’ın sözlerini hatırlatarak, anti-komünizmin yükselişe geçtiği bir dünyada TKP’nin nasıl konumlandığına ilişkin sorusuna şu yanıtı verdi:
“Söylenmeyecek bir şey söyleyeceğim ama bir kere gurur verici. Dünyada bu kadar bitti denilip hâlâ bu kadar uğraşılan başka bir siyaset var mı? Yalnızca Trump uğraşmıyor ki. Erdoğan da sıkışınca arada ‘Bunlar komünist’ diyor. Yıllar önce ‘Demiryolları komünist’ denildi. Ne güzel, demiryollarından daha iyi bir ulaşım yöntemi var mı hâlâ? Toplumsal adaletsizlik siyaset alanından bürokrasiye çok geniş bir kesimin nemalandığı bir sistem. O kadar basit ki 10 yaşında bir çocuğa ‘Sen başka birinin sırtından hayatını sürdürmek ister misin’ diye sorsanız ‘Hayır’ der. Bunu insan olana sorsanız ‘Hayır’ der. Bu dünyada böyle bir sistem var, Trump da o sistemin tepe noktasında duruyor. Bu sistemi tehdit eden tek ideoloji komünizm. Çünkü diğerleri bu sistemin içerisinde bir arayış içerisinde hep.”
“SOSYAL DEMOKRASİ Mİ KALDI?”
Sosyal demokrasinin sistem içi rolü ve toplum üzerindeki etkisine işaret eden Okuyan, “Adalet diyorlar, bölüşümde iyileştirme diyorlar, biz iddia ediyoruz ki bugünkü toplumsal sistemde hiçbir şeyi iyileştiremezler. Bunu denerlerse enflasyon patlar. Zaten sosyal demokrat partilerin iktidara geldiği birçok ülkede enflasyon patladığı için sağ tekrar gelmiştir. Eğer siz ülkenin bütün kaynaklarına el koymuş olan sermaye sınıfının elinde biriken zenginliğe el koymazsanız, bu halka sözünü ettiğiniz refahı veremezsiniz. Bu açık bir gerçek. Sosyal demokrasi bütün Avrupa’daki örneklerde sağa zemin hazırladı hep ve hiçbir şey değişmedi. O yüzden ben de derim ki sosyal demokrasi mi kaldı?” ifadelerini kullandı.
Toplumsal sorunlara ilişkin kalıcı bir çözümün ancak sermaye sınıfının zenginliğine dokunmaktan geçtiğini söyleyen Okuyan, “Bu şekilde halkı korkutarak iktidara gelseniz ne olacak? Sadece seçime endekslenen bir halk kaderini eline alamaz. Hatta sandığı da koruyamaz” dedi.
“ERDOĞAN YENİDEN ADAY OLAMAYABİLİR”
CHP’deki ayrışma, seçim gündemi ve Erdoğan sonrası döneme ilişkin tartışmaları değerlendiren Okuyan, sonraki dönemin sanıldığından daha karmaşık geçeceğini belirterek, şöyle devam etti:
“‘Yargıyı istedikleri gibi kullanıyorlar, Erdoğan yeniden aday olur, bu CHP’yi seçimde yakalarlarsa yeniden seçilir’ deniliyor ama şunu unutuyor herkes ya da gündemden düştü. Erdoğan yeniden aday olmayabilir, olamayabilir. Daha bir buçuk yıl var. Bir dizi nedenle. Erdoğan’ın aday olmadığı bir AKP’nin yeni bir aday yaratabilme yeteneği giderek zayıflıyor çünkü yeni bir adayın AKP açısından topluma sunulması için Erdoğan’ın aday olması gerekir. Erdoğan birisine işaret etmeden AKP’de şu anda sürmekte olan kavga daha sertleşir. Siyasette boşluk olmaz. Türkiye önemli bir ülke. 25 yıl önce AKP’yi iktidara getiren güçler başka bir alternatife yönelebilirler. Herkesin kafasında İmamoğlu bu dönemde bitti yargısı var. Bende de var. Ama bu dönem ne olacağını bilemeyiz.
YENİ Parti ad olarak bir kere başka bir şey. ‘Yeni parti kurmak lazım’ tercihiyle bir parti adı alınmaz. Biraz bakmak gerekiyor. AKP’nin şu anda eli çok rahat gibi gözükse dahi ben çok zorlanacağını düşünüyorum. Umut yaratma açısından söylemiyorum. AKP gitsin ne olursa olsun diyen birisi değilim ama AKP güçlü olduğu bir dönemde aslında çok zayıf ve kırılgan bir döneme giriyor, bunu unutmamak gerekiyor. O yüzden de bu YENİ Parti biraz da dünya ve Türkiye’de AKP’nin şu anda arkasında duran kesimlerin desteğini alıp almamakla ilgili bir yeniden yapılanma yaşayacaktır. İlgiyle takip edilmesi gereken ve çok kesin öngörülerde bulunulmaması gereken bir döneme giriyoruz. Çok karmaşık bir süreç. Dünyada da öyle. Yanı başımızda savaşlar var. Savaşlar oyun bozar hep ve yeni dengeler kurarlar hep. O yüzden de Türkiye’de siyasi dengelerin bir anda değişmesi mümkün.”
“MİLLİYETÇİLİĞİN HER TÜRÜ TEHLİKELİDİR”
Kemal Okuyan, Meclis’e getirilmesi beklenen çerçeve yasa, dış politika ve Türkiye’nin güvenliği üzerine de değerlendirmelerde bulundu. NATO’nun bir güvenlik değil, tehdit unsuru olduğunu dile getiren Okuyan, çerçeve yasanın Türkiye’de siyasi denklemi değiştirebileceğini belirtti.
“Türkiye’de eskisi kadar tartışılmayan bir parti DEM ama tabanını koruyor hâlâ. Yani anketlere baktığımız zaman, sahada da baktığımız zaman belki heyecansız bir bekleme içerisinde DEM tabanı ama DEM diye bir olgu var. Şimdi bir çözüm çıkar mı bu süreçten? Hayır, AKP hiçbir şeyi çözemez, bu çok net. Ama bu çözüm sürecinin bağlandığı başka olgular var; yeni anayasa. Yeni anayasanın da işte aslında, ne dediler onlar, ‘Biz yüz yıllık parantezi kapatacağız’. Aslında kendi parantezlerini açma girişimi olacak yeni anayasa; ‘sivil anayasa’ diyorlar onlar. Şimdi bu açıdan önemli, orada şöyle yaklaşmak gerekiyor; neyi murat ediyorlar? İlk bu yeni çözüm süreci ortaya çıktığında defalarca söyledik; bizi kim, kimle görüşmüş, kime af çıkmış ilgilendirmiyor. Asıl mesele şu; ne yapılmak isteniyor, nasıl bir Türkiye? Mesela zaman zaman şöyle şeyler duyuyoruz; Türk-Kürt ittifakı, hatta Türk-Kürt-Arap ittifakını da duyduk. Etnisiteler üzerinden bir ittifak bayağı ciddi bir iddiadır ve aslında Türkiye Cumhuriyeti’ne nokta koymaktır. Osmanlı övgüleriyle birleştirdiğimiz zaman, Bahçeli’nin bir ara bu sürecin başında çok sık tekrar ettiği, sonra vazgeçtiği ‘İki yüz yıllık uyku’ gibi kavramlar, ‘Yeniden ayağa kalkma’, yeni bir kuruculuk tarif etmeye çalışıyorlar ve bu kuruculukta da bazı özneler ileri çekiliyor: Erdoğan, Bahçeli, Öcalan. Bu yeni kurucu dönemin önderleri olarak ya da ileri çıkan kişileri olarak bunlar tarif ediliyor.
Milliyetçiliğin her türü tehlikelidir. Burada milliyetçi reflekslerle bir reaksiyon almak işe yaramaz. Doğrultuya bakmak gerekiyor, yani sürecin ne anlama geldiğine. Niye Barrack, ABD elçisi Osmanlı’yı övdü, niye bölgesel tasarımlarında ‘Ulus devletler değil de imparatorluklar daha iyiydi’ dedi? Bunlara yanıt verilmesi gerekiyor. Tepkisel yanıtlar olmaz. Halkçı bir iktidar bu ülkenin güvenliğini sağlar. Halkına güvenmeyen, tam tersine halkından korkan bir iktidar bu ülkenin güvenliğini sağlayamaz.”
AHBAP Derneği’ne verilen bağışları amacı dışında kumar ve bahiste kullanan şarkıcı Haluk Levent’in kurucusu olduğu derneğe yönelik soruşturma genişliyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek, dün ‘Ahbaplar Suç Örgütü’ soruşturmasında 4’üncü dalga bir operasyon düzenlendiğini, 13 şüphelinin gözaltına alındığını açıklamıştı. Bu operasyonun detayları ortaya çıktı.
Sabah gazetesinden Deniz Yusufoğlu’nun haberine göre; 13 şüphelinin gözaltına alındığı operasyonda AHBAP Derneği’nin konut ve konteyner alımları, taşınmaz devirleri, dernek çekleri ve Haluk Levent ile bağlantılı olduğu değerlendirilen mali ilişkiler tek tek incelemeye alındı. Gözaltı listesinde Başaran Holding sahibi Hüseyin Başaran da bulunuyor.
Hüseyin Başaran
Derneğin Hamle Yapı, Azim Yol, Pegas ve ISB şirketleriyle depremzedelere bin 300 konut yapımı için anlaştığı, dernek kasasından peşin ödemeler yapıldığı belirlendi. Teslim edilen konut sayısının ise sadece 490’da kaldığı ortaya çıktı.
Soruşturmanın en dikkat çeken başlıklarından birini ise Haluk Levent’in asistanı, kasası Yeliz Kaya’ya yapılan sıralı taşınmaz devirleri oluşturdu.
İncelemelerde Başaran Holding A.Ş. tarafından 22, Power İnşaat A.Ş. tarafından 10, Koçsu Yapı A.Ş. tarafından 17 ve Orhan İnan tarafından 10 olmak üzere toplam 59 taşınmazın Yeliz Kaya’ya devredildiği tespit edildi. Bu işlemler nedeniyle şirket yöneticileri hakkında soruşturma yürütülüyor.

Öte yandan derneğin tüm mal varlığının idare yetkisi yönetim kayyımına devredildi. İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği, Ahbap Derneğine ait taşınmazların, araçların, banka hesaplarındaki nakdi varlıkların ve diğer mal varlığı değerlerinin yönetimi amacıyla Avukat Rıdvan Can, Avukat Mustafa Göktuğ Kaya ve Prof. Dr. Ahmet Kasım Han’ın kayyım olarak atanmasına karar verdi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, 4’üncü dalga operasyonda soruşturma kapsamında konut ve konteyner alımları, şüpheli taşınmaz devirleri, dernek tarafından düzenlenen çekler ile mali ve ticari ilişkiler bütün yönleriyle incelendiğini bildirmişti. Gürlek “Şüphelilere ait banka, kripto varlık ve ödeme kuruluşu hesaplarında yaklaşık 20 milyar liralık işlem hacmi tespit edilmiştir” demişti.

İşte gözaltına alınan 13 şüpheli: Ayhan Demir (Azim Yol İnşaat A.Ş. Yetkilisi), Nejdet Kuy (Pegas Global A.Ş. Yetkilisi), Murat Yaren ve Ayhan Çevik (Hamle İnşaat A.Ş. Yetkilileri), Hüseyin Başaran (Başaran Holding A.Ş. Sahibi), Recep Demir ve Emre Saral (Power İnşaat A.Ş. Yetkilileri), Faruk Koç (Koçsu Yapı A.Ş. Yetkilisi), Orhan İnan (Taşınmaz devreden şahıs),Sibel Kaya (Çeklerin son cirantası), Muhammed Ali Yılmaz (Mays Grup Yetkilisi), Ali Demirhan (Haluk Levent ile ilişkili şüpheli), Deniz Şimşek (Ahbap Derneği Satın Alma Müdürü)
Gözaltına alınan Başaran Holding sahibi Hüseyin Başaran’ın, geçen ay Haluk Levent gözaltına alınmadan hemen önce suç duyurusunda bulunduğu ortaya çıkmıştı. 2018’deki uçak kazasında kızını kaybeden Başaran, kız çocuklarını desteklemek amacıyla Haluk Levent’e güven duyduğunu ifade etti. İddiaya göre Levent, “Üniversiteli kız çocuklarına yurt yapacağız” diyerek Başaran Grubu’na ait değeri 60 milyon dolar olan gayrimenkulleri Ahbap adına satın almak istedi ancak 22 taşınmazı asistanı Yeliz Kaya’nın üzerine geçirdi. Başaran, parasının ödenmediğini ve taşınmazların amacı dışında kullanıldığını belirterek şikâyetçi olmuştu. Dosyada ise Başaran’ın 60 milyon dolar değer biçtiği gayrimenkullerin 22 milyon dolar olduğu iddia edilmişti.