31 Ekim 2026 Cumartesi
Fransa’da hayat pahalılığına karşı düzenlenen Sarı Yelekliler gösterilerinde tansiyon yükseldi. Paris’te Charenton Kapısı yakınlarında güvenlik güçlerine yanıcı maddeler atılırken, kaydedilen görüntülerde en az iki jandarmanın kısa süreliğine alevler içinde kaldığı görüldü. Bordeaux’da ise Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un başını tasvir eden piñata parçalandı, içinden banknotlar saçıldı.
Paris’teki yürüyüş, yerel saatle 14.00’te Bagnolet Kapısı’nda başladı. Göstericiler buradan Charenton Kapısı yönüne ilerledi. “Genel grev istiyoruz”, “Sokaklar bizim” ve “Genciz, kararlıyız, devrimciyiz” sloganları atan eylemciler, hükümetin ekonomi ve eğitim politikalarını protesto etti.
Gösterinin sona erdiği Charenton Kapısı yakınlarında ise gerginlik tırmandı. Güvenlik güçlerine molotofkokteyli ve yanıcı maddeler atıldı. Fransız basınında yer alan görüntülerde, atılan yanıcı cismin polislerin bulunduğu noktada alev aldığı ve en az iki güvenlik görevlisinin kısa süreliğine alevler içinde kaldığı görüldü. Olayda yaralanan olup olmadığına ilişkin henüz resmi açıklama yapılmadı.

Gösterilerin dikkat çeken görüntülerinden biri de Bordeaux’dan geldi. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un başını tasvir eden piñata, eylemciler tarafından parçalandı. Piñatanın içinden banknotların saçıldığı görüldü.

Sarı Yelekliler’in eylemlerine sendikalar ve öğrenciler de destek verdi. Göstericiler, “Yaşamak istiyoruz”, “Özgürlük” ve “Macron, Fransa’yı utandırıyorsun” yazılı pankartlar taşıdı. Ülkede artan ırkçılığa tepki gösteren eylemciler, Gazze halkıyla dayanışma amacıyla Filistin bayrakları ve kefiyelerle yürüdü.
Gösterilerin Cadılar Bayramı’na denk gelmesi nedeniyle bazı katılımcılar çizgi roman karakterlerinin kostümlerini giydi. Paris’te çoğunluğu öğrencilerden oluşan başka bir grup da yasağa rağmen Bastille Meydanı yakınlarında toplandı.
Rennes’de polis göstericilere biber gazı ve copla müdahale ederken, Lyon’da güvenlik güçlerine çeşitli cisimler atıldı. Marsilya’da yüzleri maskeli kişilerin polise taş ve cam şişe fırlattığı, Toulouse’da ise izinsiz gösterinin tazyikli su ve biber gazıyla dağıtılmaya çalışıldığı bildirildi.

Fransa İçişleri Bakanlığının verilerine göre, 31 Ekim’deki gösterilere ülke genelinde yaklaşık 320 bin kişi katıldı. Başkent Paris’teki katılımcı sayısı ise 70 bin olarak açıklandı. Sendikalar ve öğrenci örgütleri ise gösterilere yaklaşık 500 bin kişinin katıldığını bildirdi.
Gösteriler sırasında yaklaşık 300 kişinin gözaltına alındığı aktarıldı. Güvenlik önlemleri kapsamında ülke genelinde 70 bin polis ve jandarma görevlendirildi.

Fransa’da 17 Ekim’de düzenlenen gösterilerde yaşanan yağma ve şiddet olaylarının ardından hükümet güvenlik tedbirlerini artırmıştı. 24 Ekim’deki eylemlerde de çok sayıda gözaltı yaşanırken, İçişleri Bakanlığı 1.435 kişinin gözaltına alındığını açıklamıştı.
Bakanlığın 29 Ekim tarihli verilerine göre, 17 Ekim’den bu yana yaşanan olaylarda 1.193 polis ve jandarma yaralandı. Hükümet, 31 Ekim gösterileri öncesinde olası şiddet olaylarını önlemek amacıyla bazı kentlerde eylem güzergahlarını sınırlandırmış, akşam saatlerinde yapılması planlanan izinsiz toplanmaları da yasaklamıştı
İlgili Haberler
Fransa’da Sarı Yelekliler yeniden sokakta: Birçok kentte polisle göstericiler karşı karşıya geldi
Elif Yeşil Haberler.com
Suriye’nin başkenti Şam’da, Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan tarihi Süleymaniye Tekkesi, restorasyon çalışmalarının tamamlanmasının ardından düzenlenen törenle yeniden açıldı.
Açılış törenine Türkiye’nin Şam Büyükelçiliği ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) temsilcilerinin yanı sıra Suriye Turizm Bakanı Mazen Salhani, Vakıflar Bakanı Muhammed Ebu Hayr Şükri, Kültür Bakanı Muhammed Salih, Maliye Bakanı Muhammed Yusr Berniye ve Şam Valisi Muhammed Mervan İdlibi katıldı.
Tören kapsamında, 14 yıl aradan sonra tarihi yapının camisinde ilk ezan okundu. Ardından törene katılan bakanlar, camide kılınan ilk akşam namazına iştirak etti.
Suriye Kültür Bakanı Muhammed Salih, açılış töreninde yaptığı konuşmada, Emevi Camisi’nin yakınında bulunan Süleymaniye Tekkesi’ne ilişkin, “Burası, büyük hükümdar Kanuni Sultan Süleyman ve büyük mimar Sinan Paşa tarafından inşa edilen Süleymaniye Tekkesi.” dedi.
Şam’ın tarih boyunca ilim, medeniyet ve kültür merkezi olduğunu belirten Salih, kentin yeniden geçmişteki gibi iyiliğin, bereketin, ilmin ve cömertliğin kaynağı olacağını ifade etti.
Salih, bugün yalnızca bir caminin değil, aynı zamanda bir medeniyet eserinin, ilim merkezinin ve toplumsal yaşam açısından önemli bir yapının açılışını gerçekleştirdiklerini kaydetti.
Tarihi yapının inşasında ve korunmasında emeği geçenleri rahmetle anan Salih, her geçen gün yeniden toparlanan Suriye’nin yeniden ayağa kalkması temennisinde bulundu.
Suriye Vakıflar Bakanı Muhammed Ebu Hayr Şükri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Şam’da restore edilerek yeniden açılan tarihi Süleymaniye Tekkesi’nin yalnızca Suriyelilere değil, dünyanın dört bir yanındaki tüm Müslümanlara ait olduğunu söyledi.
Yapının Osmanlı Devleti’nin medeniyetini yansıtan önemli tarihi eserlerden biri olduğunu belirten Bakan Şükri, “Türkiye’deki kardeşlerimize ve Suriye Genel Sekreterliğindeki kardeşlerimize teşekkür ediyoruz.” dedi.
Tekkeyi inşa ettiren Sultan Süleyman’ı rahmetle andıklarını dile getiren Şükri, “Bu tekkeyi inşa ettiren Sultan Süleyman’a Allah’tan rahmet diliyoruz.” ifadelerini kullandı.
(ANKARA) – Eğitim İş Merkez Yönetim Kurulu’ndan Harf Devrimi’nin yıl dönümü nedeniyle yapılan açıklamada, “Bugün eğitimin laik, bilimsel ve kamusal niteliği adım adım aşındırılmakta, eğitim sistemi gerici ve piyasacı bir kuşatma altına alınmaktadır. Eğitim-İş olarak, Cumhuriyet ilke ve devrimlerini savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz” denildi.
Eğitim İş Merkez Yönetim Kurulu’ndan Harf Devrimi’nin yıl dönümü nedeniyle yapılan yazılı açıklamada, 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırıldığı, egemenliğin saraydan alınarak halka verildiği anımsatılarak, “Saltanatın kaldırılmasından 6 yıl sonra, yine 1 Kasım günü kabul edilen Harf Devrimi, Cumhuriyet aydınlanmasının en büyük adımlarından biri olmuştur” denildi.
Açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Harf Devrimi öncesinde Osmanlı’da sarayın, medresenin ve bürokrasinin dili ile halkımızın konuştuğu dil arasında derin bir uçurum vardı. Okuma yazma ve bilgiye erişim, ayrıcalıklı bir zümrenin tekelindeydi. Cumhuriyet’in ilk nüfus sayımına göre okuma yazma oranının yüzde 10’un altında olması, halkın yüzyıllar boyunca nasıl bir karanlığa ve cehalete terk edildiğinin en somut kanıtıdır. 98 yıl önce kabul edilen alfabemiz, bilgiyi tüm halka mal etmiş, laik ve bilimsel eğitimin önüne açmıştır. Bir ulusun dili; bağımsızlığın, kültürün ve düşünce dünyasının taşıyıcısıdır. Halkın ortak bir alfabe etrafında birleşmesi, ardından gelen Dil Devrimi ile dilin sadeleşmesi, ulusal kimliğin pekişmesi ile ortak bir kültürün ve bilincin yaratılmasını sağlamıştır.
Bugün Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine düşmanlık besleyen odakların ‘bir gecede cahil kaldık’ söylemi, tarihsel gerçeklikten kopuk, asılsız ve bilinçli bir saldırıdan başka bir şey değildir. Harf Devrimi’nin sona erdirdiği şey ortak bir hafıza değil, bilgiyi tekelinde tutan bir zümrenin ayrıcalığıdır. Bu aydınlanma meşalesini Millet Mekteplerinden Köy Enstitülerine Anadolu’nun dört bir yanına taşıyanlar, Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün izindeki eğitim emekçileridir. Tam da bu nedenle, dün olduğu gibi bugün de o meşaleyi söndürmek isteyenlerin hedefinde ilk olarak eğitim emekçileri ile eğitim sistemi vardır.
Bugün eğitimin laik, bilimsel ve kamusal niteliği adım adım aşındırılmakta, eğitim sistemi gerici ve piyasacı bir kuşatma altına alınmaktadır. İmam hatip okulları yaygınlaştırılmakta, bağımsızlığımızın simgesi İstiklal Marşı farklı dillerde okutulmaktadır. Eğitim-İş olarak, Cumhuriyet ilke ve devrimlerini savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Laik, bilimsel, çağdaş, kamusal, parasız ve karma eğitim mücadelemizle, Atatürk’ün eğitim emekçilerine emanet ettiği aydınlanma meşalesini aydınlık yarınlara taşıyacağız.”
Kültür Medeniyet Vakfının (KÜME) “ODAK” projesi kapsamında Anadolu Ajansı ve Rami Kütüphanesi ortaklığında hazırlanan “Kültür Sanatın İzinde: Etkinlikten Hafızaya” programında “Koleksiyonu Harekete Geçirmek” başlıklı oturum düzenlendi.
Karaköy Palas’ta gerçekleştirilen programda, arşivlerin ve koleksiyonların güncel durumu, kamusal koleksiyonlara erişim ve dijitalleştirme süreçleri ele alındı.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Dr. Habil Sağlam’ın yönetimini üstlendiği programda, Rami Kütüphanesi Basın ve Dış İlişkiler Müdürü Ramazan Aktemur, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü Kültür ve Turizm Uzmanı Emrah Keskin, Marmara Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehlika Karagözoğlu Aslıyüksek, Beyazıt Devlet Kütüphanesi Müdürü Ramazan Minder, İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) Bilgi Teknolojileri ve Dijitalleşme Müdürü Ayhan Kaygusuz konuştu.
“Kütüphane kaynaklarını bir muhafız olarak korumak bir kütüphaneci için görevdir”
Beyazıt Devlet Kütüphanesi Müdürü Minder, konuşmasında kütüphanelerin yalnızca kitap basılan ya da raflarında kitap barındıran mekanlar olmadığını, zengin sanat ve arşiv koleksiyonlarıyla birer kültür merkezi işlevi gördüklerini söyledi.
Batı’daki büyük kütüphanelerde olduğu gibi Türkiye’de de Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Milli Kütüphane, Atatürk Kitaplığı gibi derleme ve ihtisas kütüphanelerinin kitap ve gazetelerin yanı sıra haritalar, kartpostallar, fotoğraf arşivleri, ressamların orijinal tabloları ve gravürler gibi pek çok zengin sanat materyaline ev sahipliği yaptığını belirten Minder, geçmişteki tecrübelerinden yola çıkarak kütüphane koleksiyonları ile müze envanterlerinin eş güdümlü çalışmasının önemli olduğuna dikkati çekti.
Minder, arşivcilik anlayışının sadece malzemeyi depolarda muhafaza etmekten ibaret olmadığına işaret ederek, gerçek anlamda korumanın bu hazinelerin görünür kılınmasıyla mümkün olacağını dile getirdi.
Dijitalleşme sürecine ve dijital çağın getirdiği çelişkilere de konuşmasında değinen Minder, geçmiş yüzyıllara ait bir mektuba, karta veya fotoğrafa rahatlıkla erişilebilirken, günümüz dijital ortamlarında üretilen verilerin gelecekte büyük bir “karanlık dönem” olarak nitelendirilebileceği uyarısında bulundu.
Ramazan Minder, dijital verilerin uçuculuğuna karşılık fiziksel arşivlerin ve basılı eserlerin taranarak kütüphane kayıtlarına kazandırılmasının hayati önem taşıdığının altını çizerek, “Kütüphane kaynaklarını bir muhafız olarak korumak bir kütüphaneci için görevdir. Fakat korumak sadece onu depo ortamında muhafaza etmek değildir. Bunun görünür hale getirilmesi gerekiyor. Yani sizin elinizde bir hazine var, fakat bu gizli bir hazine, kimse bunu bilmiyor. Bizim yaptığımız, bu gizli hazineleri ortaya çıkarmaktı.” dedi.
“Önemli biri yarın bir gün vefat ettiğinde telefonunu mu alacağız fotoğraflar için”
İSAM Bilgi Teknolojileri ve Dijitalleşme Müdürü Ayhan Kaygusuz, bilginin çoğaltılması ve kitlelere ulaşması sürecinde matbaanın bulunuşu ile 1990’lardaki internet devriminin kırılma noktaları oluşturduğunu belirterek, bugün insanlığın elinde zengin kaynaklar olmasına rağmen gazete ve dergi arşivlerinin uluslararası standartlarda dijitalleştirilerek araştırmacıların masasına sunulamamasının ortak bir eksiklik olduğunu söyledi.
Dijital çağın arşivcilik açısından yeni ve büyük soruları beraberinde getirdiğini aktaran Kaygusuz, şunları kaydetti:
“Aklımdaki soru şu, o eski nesle ait olmayan, bugünlerde yaşayan önemli biri, yarın bir gün vefat ettiğinde telefonunu mu alacağız fotoğraflar için, mail hesabını mı alacağız mektupları için? Çünkü mektup yok ortada, ancak e-mail mesajları var. Nasıl biriktireceğiz o kişinin çalışmalarını? Bunu bilmiyorum. Dolayısıyla bu konuda bir çözümün üzerinde düşünmemiz lazım. Bugün de yaşayan çok kıymetli şahsiyetlerimiz, ilim adamlarımız, sanatçılarımız var ve bunların bir kısmı giderek matbuattan kopup dijitalleşiyorlar.”
Kaygusuz hem kurumsal hem de şahsi arşivlerin uluslararası standartlarda, yapay zekanın işleyebileceği formatlarda dijitalleştirilerek, tüm araştırmacıların kullanımına açılması gerektiğini de sözlerine ekledi.
“Herhangi bir şey, 10, 15 veya 20 yıl tematik bir çalışmaya dönüşebilir”
Kültür ve Turizm Uzmanı Emrah Keskin, eserlerin yalnızca fiziksel olarak değil, dijital olarak da derlendiğini ifade etti.
Milli Kütüphane bünyesindeki dijitalleştirme faaliyetlerine ilişkin konuşmasında bilgi veren Keskin, telif sorunu olmayan eserlerin dijitalleştirilerek Milli Dijital Kütüphane projesi kapsamında yaklaşık 13 noktada vatandaşların erişimine sunulduğunu, şu ana kadar kütüphanede yaklaşık 30 milyon pozun dijitalleştirildiğini vurguladı.
Kütüphane hizmetlerinin salt depolama veya koruma anlayışıyla sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Keskin, arşiv malzemelerinin halkla buluşturulmasının ve toplumda bir okuma kültürü oluşturmasının önemine dair şunları söyledi:
“Fiziksel olarak bir şeyi bulundurmak kıymetli bir iştir, doğrudur. Ancak bunu vatandaşa ulaştırabilmek ve bunun üzerinden tekrar bir geri okuma yapabilmek oldukça kıymetli. Bugün çok kıymetli olmadığını düşündüğümüz herhangi bir şey, 10, 15 veya 20 yıl sonra, o alanda tematik bir çalışmaya dönüşebilir.”
Keskin, elektronik derleme sistemi üzerinden basılı eserlerin dijital nüshalarının da hızla sisteme kazandırıldığı bilgisini vererek, temmuz ayından itibaren bu sayının 170 bine çıkarıldığını, telif hassasiyetleri gözetilerek gelecekte dijital dünyanın risklerine karşı bu altyapının kararlılıkla geliştirileceğini anlattı.
“Rami Kütüphanesi’nde şu anda 9 milyonun üzerinde kullanıcı sayısına eriştik.”
Rami Kütüphanesi Basın ve Dış İlişkiler Müdürü Ramazan Aktemur ise konuşmasında arşiv ve kütüphanelere erişim konusundaki tarihsel tartışmaları aktardı.
Topkapı Sarayı’nda el yazması kaynaklara erişimin geçmişte belirli bir yaş üstü araştırmacılarla sınırlı tutulduğunu ve seçici davranıldığını söyleyen Aktemur, “Her bilgi herkese verilmeli mi ya da bilgiye erişim kolaylaştığında değer aynı oranda devam eder mi?” soruları etrafında dönen eski tartışmaları katılımcılarla paylaştı.
Rami Kütüphanesi’nin 2023 yılının ocak ayında kapılarını açan devasa yapısına ve dönüşüm sürecine dikkati çeken Aktemur, şunları kaydetti:
“Yaklaşık 36 bin metrekare kapalı alanı var. 51-52 bin metrekare ilk avlusuyla büyük bir kütüphane. Biz burayı doldurabilecek miyiz? Yani sadece klasik kütüphanelerdeki öğrencilerin ödev için fotokopi alması ya da oturup ders çalıştığı kütüphane mi olacak? Yoksa burası toplumun her kesimine dokunan bir kütüphane mi olacak? Bunlarla ilgili çekincelerimiz vardı. Ama Allah’a şükürler olsun şu anda 9 milyonun üzerinde kullanıcı sayısına eriştik.”
Aktemur, Rami Kütüphanesi bünyesinde Avrupa’nın en büyük restorasyon ve konservasyon atölyesinin bulunduğuna da işaret ederek, çocuk bienalleri, aile festivalleri ve 20’ye yakın el yazması sergisiyle kütüphanenin sadece bireysel bir çalışma alanı değil, ailelerin ve toplumun her kesiminin buluşma noktası haline geldiğini vurguladı.
“Kültürlü insan suç işlemez”
Doç. Dr. Mehlika Karagözoğlu Aslıyüksek ise kütüphanecilik tarihine ve dönüşen kütüphane rollerine dair kapsamlı bir değerlendirmede bulundu.
Dünyada 1850’li yıllardan itibaren halk kütüphanelerinin vergi muafiyetleri ve hayırseverlerin destekleriyle hızla yayıldığını belirten Aslıyüksek, “Kültürlü insan, okuyan insan, topluma uyumlu insandır. Kültürlü insan suç işlemez, tıpkı bizim 1940’larda, 1950’lerde İncirlik Kütüphanesi’nin görev yaptığı örgütte hiç yüz kızartıcı suç işlenmemesi gibi.” dedi.
Bugün kütüphanelerin artık dar, sessiz çalışma salonları olmaktan çıkıp bebeklerden yaşlılara kadar herkesin sosyalleşebileceği “üçüncü mekanlar” haline geldiğine dikkati çeken Aslıyüksek, “Artık kütüphaneler insanların vakit geçirmek için çocuklarıyla birlikte gittikleri bir mekana dönüşüyor. Müzik aletlerini deneyimleyebildikleri, salonları kullanabildikleri bambaşka mekanlar oluyor.” görüşünü paylaştı.
Aslıyüksek, kütüphanecilerin geleneksel rollerinin ötesine geçerek tıpkı sağlık sistemindeki aile hekimleri gibi toplumu ve okuma kültürünü yakından takip etmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Diyarbakır’da Gençlik Derneği tarafından yürütülen “Yarının Umutları Kadınlarımız Projesi” kapsamında, “Küresel Liderlik ve Terörsüz Türkiye Programı” düzenlendi.
Merkez Yenişehir ilçesindeki bir otelde düzenlenen programda konuşan Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu Dekanı Prof. Dr. Osman Köse, Diyarbakır’ın tarihsel anlamda önemli bir şehir olduğunu söyledi.
Terörsüz Türkiye sürecine dikkati çeken Köse, şunları kaydetti:
“Terörsüz Türkiye bizim önümüze gelen önemli bir fırsattır. Toplum bunu benimsemiştir. Bu süreç devam ettiği sürece, kalkınmada bölgenin önü açılacaktır. Bizim vatandaş olarak yapmamız gereken buna sahip çıkmaktır. Önümüze bir fırsat gelmiştir. İnşallah Terörsüz Türkiye süreci başarıyla neticelenir. Biz dünyada terörden en çok mağdur olan bir ülkeyiz. İnşallah tamamen ortadan kalkar.”
Programda, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Güvenlik Araştırmaları Müdürü Doç. Dr. Hatice Altunok da bir konuşma yaptı.
Programa, Gençlik Derneği Başkanı Mücahit Yılmaz, siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile vatandaşlar katıldı.