a
  • 81ilhaberi.com
  • Gündem
  • YENİ Parti fon krizi masasını topladı… Zeynel Emre: “Merrill Lynch vurgun yapmışken Mehmet Şimşek’in bakanlıkta oturması ne kadar etik”

YENİ Parti fon krizi masasını topladı… Zeynel Emre: “Merrill Lynch vurgun yapmışken Mehmet Şimşek’in bakanlıkta oturması ne kadar etik”

YENİ Parti'nin fon krizi sonrasında oluşturulan kriz masası beşinci toplantısını Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında yaptı. Parti Sözcüsü Zeynel Emre, "Bakıyoruz ki yabancı Fatma Betül Sayan Kaya'lar da var. Merrill Lynch en verimli fonları bulmuş, sonra da tam zamanında çıkmış. Yani Merrill Lynch'e haber uçurulmuş, 8 milyar lirayı alıp gitmiş. Sayın Mehmet Şimşek'in eskiden çalıştığı bir kurum böyle bir vurgun yapmışken kendisinin Hazine ve Maliye Bakanlığı oturması ne kadar etik" dedi.

ad826x90
ad826x90

(ANKARA) – YENİ Parti’nin fon krizi sonrasında oluşturulan kriz masası beşinci toplantısını Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında yaptı. Parti Sözcüsü Zeynel Emre, “Bakıyoruz ki yabancı Fatma Betül Sayan Kaya’lar da var. Merrill Lynch en verimli fonları bulmuş, sonra da tam zamanında çıkmış. Yani Merrill Lynch’e haber uçurulmuş, 8 milyar lirayı alıp gitmiş. Sayın Mehmet Şimşek’in eskiden çalıştığı bir kurum böyle bir vurgun yapmışken kendisinin Hazine ve Maliye Bakanlığı oturması ne kadar etik” dedi.

ad826x90

YENİ Parti’nin borsadaki fon krizi sonrasından oluşturulan “fon krizi masası”, beşinci toplantısını YENİ Parti Genel Merkezi’nde yaptı. Genel Başkan Özgür Özel’in başkanlık ettiği toplantı yaklaşık 4,5 saat sürdü. Toplantının ardından Özel, dış politika kurmaylarıyla bir araya geldi.

YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre, fon krizi toplantısının gündemine ilişkin basın toplantısı düzenledi. Emre, şunları kaydetti:

“Toplantıda üç başlık konuşuldu. Önce fon krizi, sonra Meclis’e sunulan bütçeye ilişkin bir değerlendirme yapıldı ve en son da dış ilişkiler alanında uzman arkadaşların katılımıyla birlikte Made In Europe sürecinin ülkemize olası etkileri, bizim yapabileceklerimiz masaya yatırıldı.

ad826x90

Geçtiğimiz hafta bir fon yasası Meclis’e sunuldu. Fon yasasını incelediğimizde önemli itirazlarımız oldu ve bu itirazların çok yerinde ve haklı olduğunu, aslında fon yasasının bir yönüyle ortaya çıkan bu durumu gizleyebildikleri kadar gizlemek, iktidar partisine olası zarar ve etkilerini bertaraf etmek ve bundan zarar görenlerin uğramış oldukları zararlarla yüz yüze bırakıldığı bir süreç. Fon olayı patlayınca SPK bir açıklama yaptı: ’16 Eylül, saat 13.30’dan önce fonlardan satış emri verenlerin o anki değeri üzerinden parası verilecek’ dendi. Fon yasası Meclis’e geldi. Sonra üçüncü maddeye önergeyle bir ekleme yapıldı. 17 Eylül ve öncesinde TEFAS’a talimat verdiği halde, fonun temerrüde düşmesi ya da fiyat oluşmaması nedeniyle talimatı yerine getirilemeyen vatandaşlara ne olacağına ilişkin bir öneri. Bu fon sahipleri de tasfiye hükümlerine tabi olacak. Yani nedir bu? 250 bin civarında fon mağdurunu ilgilendiren bir durum. Bu mağdurlara diyor ki ‘Biz sizi soyduk. Daha önce böyle bir açıklama yapmıştık. Ama şimdi vazgeçtik. Siz alacaklarınızın üzerine bir bardak su için.’ Sermaye Piyasası Kanunu 79’uncu maddesi açık. Bu madde, ona aykırı. Çünkü burada iktidar kendi yandaşlarını ve kendi semirttiklerini düşünüyor. Basit bir dolandırıcılık olayı olarak görülemez. Çok büyük bir yönetememe, bir çöküş, iktidarın sebep olduğu büyük bir kriz olarak görmek lazım.

ad826x90

“MERRILL LYNCH VURGUN YAPMIŞKEN MEHMET ŞİMŞEK’İN BAKANLIKTA DURMASI NE KADAR ETİK”

Burada çok çarpıcı bir olay daha var. Bugün bakıyoruz ki yabancı Fatma Betül Sayan Kaya’lar da var. Merrill Lynch, Türkiye’de fonlara giriyor. Destek Factoring, Özata Denizcilik, Katılım Evim… En verimli fonları bulmuş. Birileri tavsiye etmiş, ‘Bu fonlara gir’ diye. En verimli fonları bulmakla yetinmemiş. Sonra da tam zamanında çıkmış. Yani vatandaşın içeride kilitli alacağı paralar var ya tam o zaman gelmeden hemen önce Merrill Lynch’e haber uçurulmuş. 8 milyar lirayı alıp gitmiş. Kim haber uçurdu, bunu bilmiyoruz değil mi? Ama şu soruyu sormamız lazım: Sayın Mehmet Şimşek’in eskiden çalıştığı bir kurum böyle bir vurgun yapmışken kendisinin Hazine ve Maliye Bakanlığı oturması ne kadar etik? Bir kurul oluşturmuşlardı. Benzetmek gerekirse bu iktidar adeta kasap olmuş, kör satırla vatandaşı kurbanlık koyun gibi kesmek istemektedir. İktidarın özelliği ne? Kendi yöneticileri, geldikleri koltukları koruyarak, kullanarak büyük soygunlar yapmak ama iş kamunun parasına gelince kurumları batırmak. En son Varlık Fonu’na ait Türkiye Sigorta’da yaşandı. Türkiye Sigorta’nın parasını bu soygunda batıran genel müdür ve müdür yardımcısı tutuklandı. Bu fon vurgununda büyük vurgun yapan kimseler, kanuna göre hortumladığı miktarın iki katını yatırmak kaydıyla etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyebilir. Ama bu da ancak bir cezai indirim sebebi olur. ‘Ver çaldığını, kurtul’ diye bir şey kabul edilemez. Şu ana kadar gördüğümüz süreç biraz da böyle ilerliyor.

YENİ PARTİ, FON KRİZİNİN YANSIMALARINI VATANDAŞA SORDU

Partimiz tarafından bir araştırma yapıldı. Fon vurgununun toplumda nasıl karşılandığını anlamak için kapsamlı bir analiz yapıldı. Biz şu soruya cevap aradık: Bu kriz yurttaşlarımızın devlete, adalete ve ekonomi yönetimine güvenini nasıl etkiledi ve insanlar çıkışı nerede görüyor? Dört bulgu tespit edildi. Birinci bulgu: Kriz kişilere değil, çarpık bir düzene yazılıyor. Bu çalışmada farklı siyasi partilerden yurttaşlarımız aynı noktada buluşuyor. Bu mesele sadece birkaç kötü niyetli kişiyle açıklanamaz. Denetimsiz bırakılan bir düzen. 2017 Anayasa değişikliği referandumuna giderken dedik ki ‘Bu düzen denetimsizlik getirir.’ O günden bugüne büyük bir kriz, büyük bir çöküş, denetimsizlik alanı, her alanda geriye giden bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Hükümete yakın olan korunuyor, uzak olan yargılanıyor. Bu duygu siyasi görüş farkı gözetmeksizin herkesin içselleştirdiği bir duygu haline gelmiş. O nedenle yüzde 20 olan yargıya güven, aşağılara doğru gitmekte. Buradaki bedel bizim mağduru olduğumuz, zarara uğradığımız kısım sadece borsada değil. Mağduriyetin fon yatırımcılarıyla sınır olmadığını; esnafın, çalışanın, dar gelirli ailenin hayatını etkilediğini, bugün maalesef Türkiye’de alın teriyle geçinenin kaybettiği, haksız şekilde para kazananın kazandığı bir Türkiye’nin varlığı konusunda vatandaşın bir duygusu oluşmuş. Dördüncü tespit: Kınamak ve kısmi ödemeler bu güveni geri getirmiyor. Sürekli şöyle açıklamaların ve sızdırılan açıklamaların hiçbir faydası yok: ‘Tayyip Erdoğan çok öfkeli.’ Vatandaşımız bu öfkeyi falan görmeyi değil; Meclis’in araştırmasını -ki reddettiler- adil bir yargılanmayı, mahkemelerde bunun hesabını görmeyi bekliyor.

ad826x90

NE YAPILMALI

Haksız kazançla çıkanların tam listesi açıklanmalı. Biz bunları müfettiş edasıyla arayıp, bulup teyit etmek, buna çabalamak, sızanlarla ilgili araştırma yapmak durumunda kalmadan bunlar olduğu gibi çıkartılmalı. Yurt dışına çıkarılan paranın izinin sürülmesi, haksız kazancın geri alınıp ilgilisine verilmesi, burada ortaya çıkan zararın dönüp dolaşıp tekrardan vatandaşın vergisiyle ödenmesi diğer bir hak mahrumiyetine sebebiyet verir. Bu ülkenin insanları hangi partiye oy vermiş olursa olsun hakkının korunmasını istiyor. Herkese eşit mesafede olan bir devlet mekanizması istiyor. Biz bu beklentinin sesi olacağız. Hep birlikte de sormaya, vatandaşın hakkını aramaya devam edeceğiz.

10 MİLLETVEKİLİ GÖREVLENDİRİLDİ

Bu kapsamda aldığımız kararlardan biri; milletvekillerinden fon krizi ve vurgunu nedeniyle yürütülen soruşturmalarda tutuklu bulunan isimleri ziyaret etmek, yaşananları dinlemek ve süreci yakından izlemek amacıyla bir çalışma grubu oluşturulmuştur. Burada görevli milletvekili heyetimiz şu şekildedir: Trabzon Milletvekilimiz Sibel Suiçmez, Muğla Milletvekilimiz Cumhur Uzun, İzmir Milletvekilimiz Ümit Özlale, Bursa Milletvekilimiz Hasan Öztürk, İstanbul Milletvekilimiz Özgür Karabat, Zonguldak Milletvekilimiz Deniz Yavuzyılmaz, Aydın Milletvekilimiz Süleyman Bülbül, İzmir Milletvekilimiz Murat Bakan, Karaman Milletvekilimiz İsmail Atakan Ünver ve Ankara Milletvekilimiz Umut Akdoğan. Çalışmalar başlayacaktır ve buna ilişkin ortaya çıkan süreçlerle ilgili önümüzdeki dönem sizleri bilgilendireceğiz.

2027 BÜTÇE KANUN TEKLİFİ

ad826x90

Bu bütçe de bir önceki bütçe gibi ana kazananın faiz lobileri olduğu, Türkiye’nin köklü sorunlarına alan açılmadığı bir bütçe. Kanun teklifi ne diyor? ’27 trilyon 276 milyar lira harcama. 23 trilyon 408 milyar lira gelir. 3 trilyon 868 milyar lira da bütçe açığı.’ Burada harcamaların gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı yüzde 24,5 2018’den beri gelinen noktada rekor kırıyor. Bu artışı bekleyen kalemlere bakıyoruz. Eğitimde, sağlıkta, yatırım harcamalarında artış yok, ana başlık faiz ödemesi. 2027 yılında faiz giderleri için 3 trilyon 975 milyar liralık ödenek ayrılmış. Bu faiz giderlerinin kalıcı hale gelmesi, iki bakanlığın toplamından daha fazla bir kaleme işaret etmektedir. Bu alanın toplam bütçe içerisindeki payı 2018’de yüzde 8,9’ken bugün yüzde 14,6’ya çıkmış. Borçlanır da biz yatırım yaparsınız, bir istihdam alanı çıkartırsınız; bu makul karşılanabilir. Ama borçlanıp faiz ödüyorsanız sistem çürümüş demektir. Kamu yatırımları geriliyor. Sanki yatırımmış gibi bu kaleme dahil edilen işler de var. Şehir hastanelerinin kira ödemeleri: 62,2 milyar. Bunun neresi yatırım harcamasıysa? Gelir vergisinin gayrisafi milli hasılaya oranı 2018’de 3,7’yken yüzde 5’e yükselmiş. Kurumlar vergisi yüzde 2 civarında kalmakta. OECD ülkeleri içerisinde kamu borcu açısından en borçlu ülke çıkıyoruz. Yıllardır sürekli Meclis’in yetkisinin kırpıldığı, milletin seçtiklerinin değersizleştirildiği bir süreçte münhasıran Meclis’in yetisinde olan bütçe hakkı sürekli aşılıyor. 2025’te Meclis’in onayladığı net borçlanma limitinin üzerine önce bakan kararıyla, ardından Cumhurbaşkanı kararıyla yüzde 41 oranında arttırılmış. Enflasyon hedefleri hiçbir zaman tutmuyor. Ama yapılan enflasyon hedefine göre ocak ayında zam veriyorlar, aralık ayında gerçekleşen farklı oluyor. Olan yine memura, asgari ücretliye, emekliyi oluyor.

“ÇALINMAYINCA VERİLEBİLECEKLER”

Bir başka ele aldığımız konu da çalınmayınca verilebilecekler… KOBİ’lere neler verilebilir, esnafa doğrudan destek paketi. Mesela ilk 10 çalışanın SGK işveren priminin yüzde 50’sini altı ay boyunca ödeyebilirdiniz. Biz bir şey söylüyoruz. ‘Kaynak yok’ diyorlar. Kaynak işte havada uçuşuyor. Sadece fon krizinin verdiği dolaylı zararlarla birlikte 100 milyar doları geçti. İşi daralan mikro işletmeye 100 bin TL’ye kadar karşılıksız destek verilebilir. Elektrik ve doğal gaz faturasının yüzde 20’si karşılanabilir. Esnafın kirasına altı ay destek olunabilir. Vergisini düzenli ödeyene yüzde 10 vergi indirimi sağlanabilir. Vergi ve prim borçlarına altı ay nefes aldırmak lazım. KOBİ’nin devlette bekleyen parasının ödenmesi, KDV iadesinin hızlandırılması. Teminatsız, yetersiz işletmeye faiz desteği, teknoloji yatırımına 300 bin TL’ye kadar hibe verilmesi, küçük işletmenin kamudan sipariş alması ve yüzde 20 üretim avansı sağlanması. Bunlar acil olarak yapılması gereken işler.

MADE IN EUROPE

Önemli konulardan biri de Made in Europe süreci. AB ülkeleri, stratejik ürünlere yönelik kamu harcamasını Avrupa’daki üretime ve düşük karbonlu teknolojilere yönlendirmeyi amaçlıyor. Hep diyoruz dış politika hamasetle yürümez. Şimdi ortaya çıkıyor ki her ne kadar Almanya ile Fransa’nın yapmış olduğu anlaşma parlamentodan geçmemiş de olsa bu haliyle bir geçiş olduğunda Türkiye’nin otomotiv sanayi başta olmak üzere birçok alanda ilave daralma sorunlarıyla karşılaşacağımız açık. Ekonomi çıkarlarını savunurken demokrasi ve hukuk sicilini hesaba katmak lazım. Hak ihlalleri AB ile siyasi güveni azaltıyor. Bizim ticaretimizin 50 yıllık süreçte en yoğun olduğu yer Avrupa. Bu yöndeki alınan kararların ülkenin ekonomik bozulması üzerindeki risklerini arttırdığını söyleyelim. AB ile Türkiye arasındaki ilişkiler; aslında ona AB ile Sayın Erdoğan arasındaki ilişkiler demek lazım. Bu ilişkilere baktığınızda mesela AB göç konusunda Türkiye’ye istediğini yaptırıyor Sayın Erdoğan üzerinden. Topu topu 6 milyar dolar ki sadece onunda yerinden harcama şartıyla verildi. Bu kadar mültecinin ülkemizde kalması, bir tampon görevi görmesi, ne kadar para harcadığımız, artık hesaplanamıyor, açıklanamıyor. Güvenlik kaygıları açısından tampon bölge olarak görülüyor. Ama iş Euro Fighter’ı vermeye gelince bir ilerleme göremiyoruz. Mesela Avrupa’nın güvenliği için yapılan Safe diye bir anlaşma var. Bu kapsamda yapılacak ticari işlemler, 150 milyar euroluk bir alandan bahsediyoruz. Planlamanın hiçbir yerinde Türkiye yok. Altı yıldır sondaj gemileri ne yapıyor? Bizim kara suları olarak ilan ettiğimiz alandaki sondaj gemileri, şu an başka alanlarda duruyor. Biz bu tehlikeye karşı bir heyet oluşturmuştuk. O heyet kapsamında üçlü bir heyet AB Büyükelçileriyle tek tek görüşülmüştü. Bunun AB-Türkiye ilişkilerine olası zararları ele alınmıştı. ve bugün ortaya çıkan durumda artık çok elzem, çok kritik bir noktaya gidiyor. Türkiye açısından kayıp, dışlanma riski çok büyük.”

“BUTLAN PARATONER GÖREVİ GÖRÜYOR”

Emre, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Emre, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun erken seçim açıklamalarının sorulması üzerine şunları söyledi:

“Butlan geldiğinden beri biz bir saray operasyonu olduğunu, Cumhur İttifakı’na eklemleme olduğunu hep ifade ettik. Gerek yapılan açıklamalar Anayasa değişikliğine ilişkin, gerek erken seçime ilişkin bütün açıklamalar bunu gösteriyor. Hükümetin bizzat aldığı ve alacağı kararlar butlana söyletilerek tepkinin Sayın Erdoğan’dansa butlana yönelmesi, bir paratoner görevi görmesi gibi de bir görev verilmiş. Bunu Halk TV’ye el konulması meselesinde gördük, diğer meselelerde gördük, burada da aynı şeyi gözlemliyoruz. Bundan Türk halkı haberdar. Bütün kamuoyu araştırmaları gösteriyor. YENİ Parti’ye ilginin büyüklüğünü gösteriyor. Butlanın düştüğü, düşürüldüğü durumu gösteriyor. Bizim için şaşırtıcı değil.”

ad826x90
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Zelenskiy sıkıyönetim ve seferberliğe 90 günlük uzatma tasarısını parlamentoya sundu

HIZLI YORUM YAP