33. Adana Altın Koza’da Canavar ve Varlık gösterildi, yönetmenler filmleri anlattı

33. Adana Altın Koza Film Festivali'nde dün Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında “Canavar” ve “Varlık” gösterildi. Gösterimlerin ardından “Canavar” ekibi seyircilerin sorularını yanıtlarken, “Varlık”ın yönetmeni filmin gerçek bir olaydan hareketle şekillendiğini anlattı.

(ADANA) – 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali'nde dün Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda "Canavar" ve "Varlık" seyirci karşısına çıktı. Festivalde ulusal kısa film ve belgesel gösterimleri devam ederken, "Edebiyat ve Sinema Arasında Hikaye Anlatıcılığı" panelinde edebiyat ile sinema arasındaki ilişki ve uyarlama meselesi konuşuldu.

33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, yarışma filmleri, belgeseller, kısa filmler, paneller ve söyleşilerle devam ediyor.

Festivalde dün Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında "Canavar" ve "Varlık" gösterildi. Yarışmanın dünya prömiyerleri arasında yer alan iki filmin gösterimleri festival programının öne çıkan etkinlikleri arasında yer aldı.

"CANAVAR" TİYATRO SAHNESİNDEN BEYAZPERDEYE

Tunç Şahin'in yönettiği, Tülin Özen, Gülçin Kültür Şahin ve Hakan Emre Ünal'ın rol aldığı "Canavar"ın gösteriminin ardından film ekibi seyircilerin sorularını yanıtladı.

İlk kez 2023 yılında tiyatro oyunu olarak sahnelenen "Canavar"ı sinemaya taşıma sürecini anlatan Şahin, tiyatroda yakalayamadığı ayrıntıları sinemanın olanaklarıyla görünür kılmak istediğini söyledi.

Şahin, "Formlar arası denemeler yapmayı seviyorum. İtalyan sahne düzeninde göremediğim detayları, oyuncuların gözlerindeki coşkuyu göstermek istedim. 'Oyun bizim oyunumuzdu ama film benim filmim oldu' mantığıyla bu anın peşinden koştuk" dedi.

Filmin çıkış noktasına da değinen Şahin, hikayeyi yalnızca cinsel istismar üzerinden kurmadığını belirterek, ekonomik, sınıfsal ve sistemsel olarak kız çocuklarından beklenenler üzerinden oluşan baskı kültürünü anlatmak istediğini ifade etti.

Tülin Özen ise tiyatro sahnesinden kamera önüne geçişin farklı bir oyunculuk deneyimi yarattığını belirterek, "Normalde bu kadar ezberlenmiş ve derinleşilmiş bir metinle sinemaya girilmez. Bunun avantajları ve dezavantajları vardı" diye konuştu.

"VARLIK" DA YARIŞMA KAPSAMINDA GÖSTERİLDİ

Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nın bir diğer filmi "Varlık" da dün festival seyircisinin karşısına çıktı. Filmin gerçek bir olaydan hareketle şekillendiğini anlatan yönetmen Muzaffer Mehmet Çağlar, yaşananları birebir aktarmak yerine hikayeyi günümüz Türkiyesinin toplumsal koşullarıyla ilişkilendirdiklerini söyledi.

Filmin merkezinde baba ile çocukları arasındaki geçmiş ilişkilerden çok, ölüm karşısında ortaya çıkan tutumların bulunduğunu belirten yönetmen, şunları söyledi:

"Birinin ölümü var ama kimse aslında onun durumunda değil. Herkes 'Oradan ne kazanabilirim, bana ne düşer?' diye bakıyor. Biraz da yaşadığımız zamanlarda Türkiye'nin durumunu ele almak istedim. Birisi giderse, birisi ölürse insanlar ne elde edeceklerine bakıyor. O yüzden babanın çocuklarından hangisini daha çok sevdiğinin bir önemi yok. Ayrıca o vasiyette ne yazdığının da bir önemi yok. Gerçekten bazen bir vasiyet ya da bir kağıt parçası kaldığı zaman, kendisine bir şey kalmayacağını anlayan insan çirkinleşmeye başlıyor."

Hikayeyi oluştururken Lev Tolstoy'un "İvan İlyiç'in Ölümü" adlı eserinden de yararlandıklarını söyleyen yönetmen, ölüm karşısındaki insan davranışlarının evrenselliğine dikkat çekti.

"EPİPE" 20 YILLIK AİLE HİKAYESİNİ PERDEYE TAŞIDI

Festivalin belgesel gösterimlerinde Güneş Terkol'un yönettiği "Epipe" seyirciyle buluştu. Terkol, filmin yaklaşık 20 yıllık bir birikimin sonucunda ortaya çıktığını, 2002 yılında eline aldığı ilk kamerayla babaannesini çekmesiyle başlayan sürecin zamanla bütün ailesini kapsayan bir çalışmaya dönüştüğünü anlattı.

1950'lerde Rusya'dan Çin'e, ardından Türkiye'ye göç eden Kazan Tatarı bir ailenin hikayesinden yola çıkan filmde göç, savaş ve yeni bir kültüre uyum ele alınıyor. Terkol, filmin adını aldığı "Epipe"nin Tatar halk şarkılarında dans etmeyi sürdüren bir kadını temsil ettiğini; birlikteliği, dansı ve hayatta kalmayı simgelediğini söyledi.

KISA FİLMLERE YOĞUN İLGİ

Ulusal Kısa Film Yarışması gösterimleri de festivalin yoğun ilgi gören bölümlerinden biri oldu. Beş kısa filmin gösterildiği seansta salonların dolduğu belirtilirken, gösterimlerin ardından film ekipleri seyircilerle bir araya geldi.

"Yerçekimi"nin senarist ve yönetmeni Dalya Keleş, filmin ilk fikrinin üniversitede aldığı senaryo dersi sırasında ortaya çıktığını, projenin daha sonra çeşitli fonlara yapılan başvurularla geliştiğini anlattı.

"SENARYO BİR HAZIRLIK METNİDİR"

Festival kapsamında Özgür Mumcu'nun moderatörlüğünde düzenlenen "Edebiyat ve Sinema Arasında Hikaye Anlatıcılığı" paneline yazar Ayfer Tunç, yönetmen Tufan Taştan ve oyuncu Şenay Gürler katıldı.

Roman ile senaryo arasındaki farklara değinen Tunç, senaryonun ekip çalışmasına dayalı bir üretim olduğunu belirterek, "Senaryo bitmiş bir şey değildir, hazırlık metnidir" dedi. Romanın kelimelerle kurulduğunu, sinemada ise kelimenin görüntüyü tarif eden bir araca dönüştüğünü söyleyen Tunç, "En büyük hata senaryo yazarken edebiyat yapmaya kalkmaktır" ifadelerini kullandı.

Uyarlama meselesine de değinen Tunç, "Sadakat gibi bir başlıkla bir uyarlamaya başlarsanız bir yere varamazsınız. Çünkü yaratıcı faaliyet olamaz" diyerek, uyarlanan metnin başka bir sanat eseri olarak yeniden doğduğunun kabul edilmesi gerektiğini söyledi.

Yönetmen Tufan Taştan ise sinemada hikayenin senaryo, çekim ve kurgu aşamalarında yeniden kurulduğunu belirterek, "Kötü senaryodan iyi film olmaz ama iyi senaryodan kötü film olabilir" dedi.

Festival, yarışma filmleri, kısa film ve belgesel gösterimleri, paneller ve söyleşilerle devam ediyor.